Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından çok daha fazlasını anlatır. 28 Eylül de Boşnaklar için böyle bir tarihtir.
1993 yılının kuşatma altındaki Saraybosna’sında, savaşın ve belirsizliğin ortasında toplanan Birinci Boşnak Saboru, yalnızca bir toplantı değildi. O gün, bir halkın kendisini nasıl adlandırdığına, diline ve tarihsel hafızasına sahip çıkma iradesi yeniden ortaya konuldu. 28 Eylül, bu nedenle Boşnaklar açısından bir takvim günü olmaktan çıkıp kimliğin hafızaya emanet edildiği bir güne dönüştü.
Çünkü bir milletin varlığı yalnızca sınırlarla ölçülmez. Bazen bir isim, bir dil, bir türkü, bir gelenek ve nesilden nesile aktarılan bir hatıra, o milletin en güçlü sınırı olur.
Boşnakların tarihine baktığımızda da bunun izlerini görmek mümkün. Farklı dönemlerde farklı adlandırmalarla karşılaşılmış olsa da 1993’te “Boşnak” adının yeniden kabul edilmesi, geçmiş ile bugün arasında bir bağ kurma çabasıydı. Akademik araştırmalar da bu süreci Boşnak kimliğinin yeniden şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.
Bugün 28 Eylül’ü anlamlı kılan yalnızca geçmişte alınmış bir karar değildir. Asıl mesele, o kararın taşıdığı hafızadır.
Bosna’dan Sandžak’a, Türkiye’den Avrupa’ya ve dünyanın farklı coğrafyalarına uzanan Boşnak toplulukları için bu tarih; dili unutmamanın, kültürü yaşatmanın ve geçmişi gelecek kuşaklara aktarmanın da hatırlatıcısıdır.
Belki de 28 Eylül’ün bize söylediği en önemli şey şudur:
Bir halkın hafızası kaybolmadığı sürece, adı da kaybolmaz.
Bugün Boşnak Günü’nü anarken yapılması gereken yalnızca geçmişi hatırlamak değil; o geçmişten kalan dili, kültürü, müziği, gelenekleri ve ortak hafızayı geleceğe taşımaktır.
Çünkü tarih, yalnızca geride bıraktığımız yıllar değildir.
Tarih, bizden sonra kim olduğumuzu anlatacak olan hafızadır.






Yorumlar